3/9/08

Siir Nasil Yazilmaz

Siir yazmak hayli zor bir is. Hele bir siire, ona ozgu bir melodi verebilmek cok daha zor. Cok ugrastim, onlarca siir yazdim. Sonunda pes ettim. Beceremiyorum. Soyleyeceklerim ne kadar guzel olsa da, soyleyeceklerim icin ne kadar guzel kelimeler secsem de yazdigim siirler akmiyor. Her misra bir set gibi, kelimelere gecit vermiyor sanki. Belki de sorun siirin icini tika basa doldurmamda. Karman corman kitalardan siirin ne anlatmak istedigi anlasilamiyor. Baslayip biten kafiyeler, birbirini tamamlamayan kitalar, havada asili kalan suslu kelimeler. Nereden baksan elinde kaliyor insanin. Yalinligi, ritmi ve az ama dogru kelimelerle anlatilmak isteneni vermeyi beceremedim yillardir. Sair olmayi cok istedim. Yakinindan gecemedim. "Hayatta her seyin bir nedeni var" lafi bosuna soylenmemis. Tecrube ederek ozlu soz saglamasi yapmak her ne kadar insanin canini acitsa da gercekleri gorup kabullenebilmek lazim.

Uzun zaman once yazdigim son denemem, ufak degisikliklerle. Okuyun, sabahtan beri agzimda ne geveledigimi anlayacaksiniz.


En beklemedigin anda
Sessizligin gozleri doldugu gecede
Gelecegim yanina
En sevmedigin dakikada
Sen bavullarini toplarken
Dokunacagim kollarina
En vazgecemedigin sarkida
Mirildanirken hayallerini
Fisildayacagim kulagina

Iste o gun donecegim sana

Huysuz yapraklarin hisirtisiyla
Acacagim kollarimi
Gozlerindeki alevlerin dansina
Eslik edecek dilsiz cingiraklarim
Ben sadece susacagim

Ya sen
Sonbaharin utancini doken
Ic gicirtilarini duyabilecek misin
Arkasinda biraktigi duraklarda
Caresizce beklesen insanlara aldirmaksizin
Sallandikca hizlanan
O bos sandalyeyi
Gorebilecek misin
Yillardir konusulamayanlarin
Romanini yazip basrolu benden
Alabilecek misin

Bir kez
Ve son kez olsun
Kapat gozlerini
Oldur tum gerceklerini
Dinle etrafinda ucusan
Suskun kelimeleri

Gozyaslarin sende kalsin
Sadece bos bir sayfa ac
Bizim icin yagiyor yagmur
Okuyabiliyor musun

En muhimi ama en bilinmezi
Anlayabiliyor musun

3/5/08

Sevgiyi Fisildamak

Belki de tarihin adina en cok siir yazilan, sarki soylenen, roman yazilan, film cekilen, yalan soylenen, gozyasi dokulen, kisaca ustune en cok ahkam kesilen kelimesi "sevgi", iki kelimesi de "seni seviyorum"dur. Dunyanin en zor isidir birisine "seni seviyorum" diyebilmek. Ama her nedense dunyanin en kolay isidir sevgiyle ilgili bir seyler soylemek, karalamak. Herkes sair, muzisyen, ressam, en buyuk sanatci kesilir is sevgiye, sevmeye gelince. Plato'nun da dedigi gibi:

At the touch of love everyone becomes a poet.

Elini atsan bir ask siirine, sarkisina ya da bir ask filmine carpar. Bu etrafimizi saran sevgi dolu safsatalar coplugunde zordur eli yuzu duzgun bir kac parca kelime bulup cikarabilmek.

Sevgi veya askin -aralarindaki kavramsal farklar nedir geyigine girmek istemiyorum- her insanin damaginda farkli tatlar birakmasi kavrami ardinda barindiran sozcugun tanimlanmasindaki kaosu aciklamak icin yeterli. Bazisi deli dolu yasar, sevgisini haykirmak ister tum dunyaya, bazisi icten ice sever, en buyuk gizi yapar. Kimi icgudusel bir doga olayi olarak tanimlayip hormonlari, tepkilemeleri ve noronlari kullanarak aciklamaya calisirken, kimi tanrinin kudretine, kimi de kadere baglayarak isin icinden cikar. Sevginin algilanmasi ve yasanmasi insandan insana degistigi icin sevgi hakkinda yazilmis, soylenmis eserlerin guzelligi hakkinda bir fikir birligine varmak pek mumkun degil.

Ornegin Ozdemir Asaf'in Lavinya siiri biri icin yazilmis en guzel ask siiri olurken, digeri icin laf salatasindan ote degildir. Baska bir ornek vermek gerekirse ben askin cilginca anlatilmasini sevmem, mistik bir vucuda burundurulmesinden de hoslanmam. Cilgin, gozu donmus asiklar, Romeolar, Ferhatlar benim icin sevginin sembolleri degildir. Benim icin sevgi elimle tutabilecegim kadar somut, aciklayabilecegim kadar mantikli olmali. Bazen Bon Jovi'nin Living On A Prayer'indaki kavganin paylasiminda bulurum sevgiyi, bazen Kizilok'un Oysa Ben'indeki kacip uzaklara gitmenin sahte yuzunde, bazen de Ortacgil'in Sarkilarim Senindir'indeki kendine guvenen caresiz cirpinislarinda.

Ben askin koselerini anlatan kelimeleri, melodileri severim. Aski o koselerde yasamayi severim, cunku en ufak bir kaviste dengemi kaybederim. Yuceltilmis, insani insan yapan iyi kotu her degerden arindirilmis sevgiliye inanmam. Sevgiye asigim diyen ask cocuklarina inanmam. Beethoven'in Olumsuz Sevgilisi'nden de cok hazzetmem. Aski deli divane yasayip tuketenler, icini bosaltip egolarini oksamak icin kullananlar ayni ask sarkilarini soylemezler benimle.


Su yasima kadar aski yuzlerce sanatcidan, filozoftan dinledim. Bundan sonra sevgi hakkinda ahkam kesmeyi birakip sozu en sevdiklerime, bana gore sevgi ustune soylenen en guzel sozlere, sarkilara, aski en guzel anlatanlara verecegim. Bir baska deyisle lafi aska ve sevgiye nasil baktigimi en kisa ve en guzel haliyle anlatabilecek aracilara birakiyorum.


En klasiginden baslayalim, cok taninan bir mektupla, sevgiden, sevgiliden neler alinabildigini, ondan ne beklememiz gerektigini anlatan kelimelerle. Victor Hugo kollarinda olen buyuk aski Juliette'ine asagidaki su satirlari yazmis (cevirmeye usendigimden ingilizcesiyle cebelleseceksiniz):

December 31st, 1851

You have been wonderful, my Juliette, all through these dark and violet days. If I needed love, you brought it to me, bless you! When, in my hiding places, always dangerous, after a night of waiting, I heard the key of my door trembling in your fingers, peril and darkness were no longer round me--what entered then was light! We must never forget those terrible, but so sweet, hours when you were close to me in the intervals of fighting. Let us remember all our lives that dark little room, the ancient hangings, the two armchairs, side by side, the meal we ate off the corner of the table, the cold chicken you had brought; our sweet converse, your caresses, your anxieties, your devotion. You were surprised to find me calm and serene. Do you know whence came both calmness and serenity? From you...



Aski hakkini vererek anlatan olan onlarca film var. Bu nedenle aklima ilk geleninin bence en anlamli ve en guzel sahnesini asagiya koyuyorum. Cengiz Aytmatov'un bir oykusunden uyarlama olan muhtesem ic sesleriyle ve replikleriyle insanin bogazina dugumlenen bir Atif Yilmaz filmi: Selvi Boylum Al Yazmalim. Filmden guzel bir ic ses ornegi vermek gerekirse: Kadin (Turkan Soray) esas oglani (Kadir Inanir) ilk gordugunde yasadigi carpilmayi tasvir etmek icin su kelimeleri kullanir:

... Elini tuttum sicacikti.. Sanki yuregi elimdeymis gibi.


Bilmeyenler icin filmde biraz bahsetmek gerekirse; uc kisi (iki erkek, bir kadin) arasinda gecen bir ask hikayesini anlatir ve en carpici yeri olan son sahnesinde kadin bu iki erkekten birisini secmek durumunda kalir. Erkeklerden biri asik oldugu adam, digeri en caresiz zamanlarinda cocuguyla birlikte ona kol kanat germis, sahipsiz birakmamis olan adamdir. O karar anindaki kadinin dusunce balonunu ziyaret ediyoruz:

Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti.

Sevginin cok guzel ve yalin bir tanimi. Beni hala cok etkiler bu sahne. Bahsi gecen son sahne:




Biraz da sarkilardan bahsedelim. Genelde bir sarkinin icinde ask veya sevgi gecmeyince sasirir cogu insan. Sarkiyi ve sevgiyi icsel olarak o kadar butunlestirmislerdir ki tanimlarinin disinda cikan farkli bir sarki kulaklarina degdiginde rahatsiz olurlar. Daha "donanimli" olanlar ise aci dolu, aglatan, arabesk sarkilara cogu zaman dudak bukerken, raki masasinda bu sarkilarla birlikte melankoli yapmaya da bayilirlar aslinda. Neyse, donelim sevginin gercek melodilerine. Benim icin sevgiyi anlatan en guzel sarki Bulent Ortacgil'in Sevgi adli sarkisi. Ortacgil bu sarkiyi tahminimce yetmislerin ikinci yarisinda bestelemis. Cekirdek Sanatevi Resitali kayitlarinda buldugum bu sarkinin basinda Ortacgil sarkinin hikayesini soyle anlatiyor:

"
... Bu sarkinin sozlerini cok zor yazdim, cok dusundum, cunku birisi adina yazilmadik bir sarkiydi. Boyle olunca sevgi ile ilgili sarki yazmak zor. Bir de herkes sevgi ile ilgili sarki yaziyor. Dolayisiyla o sarkinin bir baska olmasi gerekiyordu. Bu nedenle bir yila yakin zamandir ben sozlerini yazdim yazdim bozdum bunun. Sonunda analitik bir kafayla yasanmayan birisi icin sevgiyle ilgili bir sarki cikti."

Sozleri soyle (besinci ve altinci kitaya dikkat):

Yanima gelirsen eger
Icimde eritirim seni
Kardan sonra gunes
Gunden sonra gece de oyle

Ben eritirken
Sen eritirken
Sevecegiz birbirimizi

Yuzume bakarsan eger
Dokunurum sana
Hava ile kuslar
Denizle kiyi da oyle

Ben dokunurken
Sen dokunurken
Duyacagiz birbirimizi

Sarkimi soylersen eger
Kaybolurum sende
Denizde damla
Sehirde insan da oyle

Ben kaybolurken
Sen ararken
Bulacagiz birbirimizi


Evet, iste oyle. Sarkiyi buraya mp3 olarak koymayi beceremedigimden bir konser goruntusuyle yetineceksiniz artik.




Son olarak benim icin aski, sevgiyi anlatan en guzel siirle sevgiyi tanimlamaya calismayi bitiriyorum. Bir Nazim Hikmet siiri. Ama o cok bilindik "Seviyorum seni, ekmegi tuza banip yer gibi..." diye baslayan Seviyorum Seni siiri degil. Bir cok insan bilmez bunu. Grup Yorum'un Insanlarin Icindeyim sarkisi sozlerini bu siirden almistir. Kendi icinde bambaska bir melodi tasir. Her gun bakip da goremediklerimizi sevgi yapar, onumuze koyar. Her saniye icimizde yasattigimiz guzellikleri, cirpinmalari, cabalari, ofkeleri onunla yani sevilenle birlestirerek anlatir bilinmez, ulasilmaz zannedileni. Ben susuyorum, soz sende usta, anlat bize sevgiyi, sevmeyi:

Seni Seviyorum

Comeldim, bakiyorum topraga
Otlara bakiyorum, boceklere bakiyorum
Mavi mavi cicek acmis dallara bakiyorum
Sen bahar topragi gibisin sevgilim
Sana bakiyorum

Sirtustu uzandim goruyorum gokyuzunu
Agacin dallarini goruyorum
Sen, bahar mevsiminde gokyuzu gibisin sevgilim
Seni goruyorum

Gece kirda ates yaktim, atese dokunuyorum
Suya dokunuyorum
Kumasa dokunuyorum
Gumuse dokunuyorum
Sen yildizlarin altinda yakilan ates gibisin sevgilim
Sana dokunuyorum

Insanlarin icindeyim, seviyorum insanlari
Hareketi seviyorum
Dusunceyi seviyorum
Kavgami seviyorum
Sen kavgamin icinde bir insansin sevgilim
Seni seviyorum


Anlasilmaz betimlemelerden, suslu ama sacmasapan kozmetik benzetmelerden, zincirlene zincirlene kordugum olan tamlamalardan tanim cikarmaya calisanlar, gozlerinizi dort acip etrafiniza, hayatiniza, paylastiklariniza bakin. Goreceksiniz. Sevgi o kadar, bu siirin anlattigi kadar gercek iste. Korkmadan elinizi uzatin. Dokunacaksiniz.

2/23/08

Baslangic Tutkusu

Beyaz bir sayfa acmayi hep kucumsedim. Yapamayanlari zayif, kucuk insanlar olarak gordum. Baslangiclar beni hep cezbetmisti. Her seferinde kulvarima yerlesip hizli bir cikis yapmaya hazirlanirken eskiye dair her seyi bir kalemde silip atabilisimle gurur duyuyordum. Etrafimdaki korkak evcillesmis guvenlik budalasi insanciklari gordukce kendime hayranligim daha da artiyordu. Ta ki defterimdeki tum yapraklari tuketene kadar.

Kendimi hicbir zaman huzunlu bir hikayenin ana karakteri olarak hayal etmedim aslinda. Ama insan son sayfayi da cevirip defterin bittigini gordugu zaman anliyor bazi seyleri. Kisa bir saskinliktan sonra eski sayfalara donup okumaya basliyor. Yazma telasi olmadan sakin bir kafayla eski yazilanlari okudukca daha da iyi taniyor kendini. Goruyor ki huzunlu bir hikaye bu. Yirtilip atilmis sayfalar icin pismanlik duyuyor. Bu kadar unutkan olmamak icin bir firsat daha istiyor caresizce.

Icine dusulen buyuk saskinligin temel nedeni defterin anlattigi yalin gerceklerin yasadigimi dusundugum her saniyeyle celisiyor olmasi. Fakat tam olarak anlam veremesem de orada yazilanlarin ani yasarken kafamda yarattigim masallardan ve aynaya tukurdugum tum yalanlardan bagimsiz olarak tum gercekligiyle karsimda durdugunu biliyorum. Tekrar tekrar okuyorum. Nafile. Koca hikayede bir tane bile baslangic bulamiyorum. Hangi sayfayi cevirsem karsima baska bir son cikiyor. O sonun baslangicini ararken bir baska sonla karsilasiyorum. Daha da telasla sayfalari ceviriyorum, yine sayfalar tukeniyor.

Hikayenin tum elemanlari yerli yerinde dursa da bir fark var goze carpan. Artik kendimi kandiramiyorum. Mutlu bir baslangicin devamina guzel bir gelisme yerlestiremedigim gibi yiginla sahip oldugum sonlarin arasindan kendime bir final secemiyorum bile. Kabullenebiliyorum bunu. Esas tutkumun baslangiclar degil, sonlar oldugunu gec de olsa kendime itiraf edebiliyorum. Guzel ya da kotu, mutlu ya da aci dolu farketmiyor benim icin. Anliyorum ve sadece susuyorum. Tek benim olana geri donuyorum. O simsicak bakan gozlere daliyorum. Sariliyorum. Yalniz degilim. Evet, tek basima degilim. Her huzunlu hikaye de melankoli icerecek degil ya.

2/18/08

Onsoz

Suskun ve yalin. Tek bir kelime fisilti olmaksizin.

Ustanin da dedigi gibi:

Ah bu renkler, ah bu renkler
Resimsiz ressam
Cevabi yok ben sormasam